"Sanat, güzellik anlayışının çeşitli şekillerde günyüzüne çıkmasıyla oluşur. Fıtrata uygun şekilde muhataplar ile buluşur."

M.Sait Karaçorlu:`Sanat insan ruhunun arayışıdır`
Meryem Aybike Sinan
Mehmet Sait Karaçorlu bir gönül adamı, bir eğitimci, bir yazar, bir sanat adamı bir Belediyeci. Şehrin Kültür ve Sanat gündemini belirleyen, Şehir Tiyatroları`nı aktif hale getiren, şehrin tek kültür-sanat-edebiyat dergisi olan Ahenk`i hayata geçiren bir aksiyon adamı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı olan Mehmet Sait Karaçorlu özellikle Mevlânâ üzerine yaptığı pek çok çalışmasıyla dikkati çekiyor. Geçen yıl Mevlânâ Yılı olması nedeniyle yazmış olduğu `Yolcu` adlı eseri Şehir Tiyatrosu tarafından sahneye kondu ve bu eser diğer şehirlerimizde de yoğun ilgi görmeye devam ediyor. Bu renkli sima ile yaptığımız söyleşiyi ilgi ile okuyacağınızı umuyorum.

SİNAN: Hocam, siz kültür sanat dünyamızda pek çok alanda faaliyet gösteriyorsunuz. Hikâyeleriniz, araştırma-inceleme yazılarınız, denemeleriniz, oyunlarınız derken bir çok alanda eserler veriyorsunuz. Siz en çok sanatın hangi alanında kendinizi konumlandırıyorsunuz?

KARAÇORLU: Sanat insan ruhunun güzeli arayışıdır. Batı uygarlığının faydayı ve çatışmayı esas alan yapılanmasına dikkat edecek olursak bizim uygarlığımızın yükseldiği temelin sanat olduğunu, insan ruhunun güzelliğinin dışa vurumu olduğunu, insanın bu dünya hayatından diğerine yükselebilmesi veya sıçrayabilmesi için tırmanacağı basamakların sanat olduğunu görürüz. Batı uygarlığının ortaya koyabildiği her sanat eserinde bizim uygarlığımızın öğrettiği bir unsur, bir katkı, bir yansıma vardır. Rönesans ve reformun ana dinamiği Endülüs Müslümanlarının İspanya üzerinden batıya aktardığı bilimsel ve sanatsal eserlerdir. `Allah güzeldir, güzeli sever` gibi üst çizgiye, bir ufuk noktasına varma çabasıdır sanat. Yazmak sanatın diğer şubelerinden biri. Bir bütünün parçası, belki diğer parçaları bütünleştirmek gibi veya içinde barındırmak gibi daha özel bir görevi olan parçası. Elbette, diğerleriyle barışık veya bağdaşık gitmek zorunda. `Kaleme` yemin edildiğini öğrendiğimizden beri, karınca kararınca, eskilerin `ala vüsatin bi kadrihi` dediği ölçekte çabalamaktayız.

İzin verirseniz şunu da arzetmek isterim. Sanatın türlere bölünmesi her türün kendi içinde diğer türlere bölünmesi konunun anlaşılması adına yapılan bir işlemdir. Akademisyenlerin uzmanlıklarına saygıda kusur etmeksizin söylemeliyiz ki sanatın türleri birini diğerinden bağımsız kılmaz. Söz olmadan ses, güfte olmadan beste, renk olmadan şekil, şekil olmadan resim, duygu olmadan şiir, şiir olmadan fikir, fikir olmadan söz olmaz. Hepsi toplanır insan ruhunun nasıl genişleyip âlemleri içine alabildiğine sonra oradan nasıl dışarıya taştığına varır. Bu genişlemeyi, bu ruh zenginliğini sağlayan vesile olan her şey sanattır. Daraltan, sığlaştıran, kötürüm eden ne varsa sanatın düşmanı. Dolayısıyla sanat adına ortaya koyulan ürünün `ne` olduğu değildir önemli ve kayda değer olan. `Nasıl` olduğu `nice` olduğudur.

SİNAN: Edebiyata olan ilginiz ne zaman ve nasıl başladı? Edebiyat ve sanatın sizin dünyanızdaki yansımalarını öğrenmek isteriz. Edebiyat ve sanat sizin için nedir? Olmazsa olmazlarınız neler diye sorsak neler söylerdiniz?

KARAÇORLU: Edebiyatla ilgim tamamen aile ortamının sunduğu bir nimet. Tahsil hayatımın bunu destekleyen etkisi, arkadaş çevrem de ilave edilince durum vuzuha kavuşuyor. Burada hepsini teferruatıyla aktarmam mümkün değil ama içlerinden en baskın olanından, Ahenk`de Coşkun Yüksel imzalı `Cuma Mektupları`nın muhatabı olan rahmetli anacazımdan bahsetmeliyim. Annem olağanüstü bir insandı. Müthiş okurdu. Hani gözümü açtığımdan beri derler ya, öyle. Onu gördüğümü hatırladığım ilk andan ölümüne kadar kitap elinden hiç düşmedi. Ne bulursa okurdu. Her durum ve ortamda okurdu. Hayatın akışı içinde olabilecek bir çok felaket yaşadı. Ama hiçbir şey onu okumaktan soğutmadı. Uzaklaşmadı. Yetmiş dört yaşındayken, halk kütüphanesi üyeleri arasından en çok kitap alan kişi olduğu tespit edildi. 1996 yılında yılın okuyucusu seçildi. `Yılın okuyucusu Muhsine Nine` olarak medyanın da çok ilgisini çekmişti. Ben `Sefilleri` eski yazıdan okudum. O öğretmişti. Şiir hafızam fena değildir. Onun okuduğu şiirlerin bir çoğunu elan tekrar ederim. Han Duvarları`ndan tutun da Necid Çöllerinden Medine`ye kadar hatta bugün unutulmaya yüz tutmuş bir çok şiiri ilk ondan dinlemişimdir. Anamın anlattığı masallar birkaç kitap olurdu. Bir akademisyen kaydetmiş doçentlik tezi olarak yayınlamış. Atatürk Üniversitesi yayınları arasında gördüm. Okuduğu şiirleri kayda alabilseydim, en hacimli antolojilerden biri olurdu. Velhasılıkelâm aile ortamı, tahsil hayatımızda edebiyat öğretmenlerimiz, arkadaş çevremiz ve diğer faktörler. İnsanın kültürel kimliğini oluşturan o kadar çok etken var ki, okudukları, beğendikleri, sevdikleri, içselleştirdikleri, geçmişle kurulması gereken bağın gerekliliği ve diğerleri.

SİNAN: 2007 Yılı Mevlânâ Yılı idi. Siz Mevlânâ Yılına `ABİDİN PAŞA MESNEVİ ŞERH VE TERCÜMESİ` isimli eserle ciddi bir katkıda bulundunuz. Hangi Yayınevinden çıktı? Hatta sanırım Haber 7 Televizyonu idi. Selahattin Yusuf Mevlânâ Yılı için en ciddi çalışma olarak değerlendirmişti bu eserinizi... Sizin bu alanda başkaca çalışmalarınız olacak mı efendim?

KARAÇORLU: 2007 yılının unesco tarafından `Mevlânâ Yılı` ilan edilmesi dikkatleri onun üzerine çekti. Bütün dünyada onunla ilgili çok ciddi, çok kayda değer çalışmalar yapıldı. Bir çoğunu takip bile edemedik. Çünkü biz hafızasını dolayısıyla kültürel kimliğini kaybetmiş bir milletiz. Evrensel ölçekte zamana ve mekana damgasını vurmuş şahsiyetlerimizi bile nisyan perdesinin arkasına gönderivermekte üstümüze yok. Asıl sorunumuz bu iken, buradan türemiş onlarca iç sorunla uğraşıyor, dibi başı yok tartışmalarla zamanımızı, gücümüzü, emeğimizi tüketiyoruz. Sanata önem verenlerimiz belki biraz daha algılama sınırlarının fazlalığıyla bu sorunu aşabiliyor.

Hazreti Mevlân`nın; dünyanın her köşesinde bağlıları, muhibleri, müritleri var. ABD`de Kendilerine `Mevlevi` adı veren ve küçük bir yerleşim biriminde kendi başlarına yaşayan bir grup olduğunu biliyor musunuz? 2007 yılının en çok satılan kitabının `Rumî` isimli Mesnevi tercümesi olduğunu duymuşluğunuz var mı? Yunanistan`da büyük bir bütçe ile yine ABD`den dünyanın en ünlü yönetmenlerinden birisinin sahnelediği oyundan haberiniz oldu mu? Fransa`dan bir bayan sanatçının kufî yazı ile Mevlân`yı konu alan eserlerini sergilediğini veya Avrupa`da şu an yoluna devam eden, tüm ülkeleri gezecek olan bir `Barış Treni` projesinin Mevlânâ adına gerçekleştiğini veya diğerlerini tam anlamıyla takip edilebildiğimizi söyleyebilir miyiz? Buna karşılık, Konya için turistik bir objeden, Türkiye`nin tanıtım filmlerinde saniyelik bir figürden ibaret gördüğü ilgi. Kültür Bakanlığı`nın bir sinemacıya çok büyük paralar ödeyerek yaptığı stadyum gösterisi konudan en uzak olanıydı. Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi, Devlet Senfoni Orkestrası, Sanat ve Edebiyat Dergileri konuya bigane kaldı. Yerel yönetimlerin bazılarının sunum mantığı düzey itibarıyla oldukça düşük çalışmalarını da ayrıca kayıtlara almamak gerekiyor.

Yayınlanan kitapların ise ciddi bir eleştiri süzgecinden geçmesi gerekiyor.

Bizim çalışmamızın yaklaşık on iki on üç yıllık bir geçmişi var. Mesnevi Şerhleri içinde son derece calibi dikkat olan Abidin Paşa Mesnevi Şerh Ve Tercümesi isimli eser. Abidin Paşa son dönem Osmanlı Devlet adamlarından birisi. Mesnevi biliyorsunuz altı ciltlik bir eser. Paşa, birinci cildini altı cilt olarak şerhetmiş. Üslup olarak son derece akıcı, müthiş bir dil zenginliğine sahip, ayrıca, temel olarak tasavvuf eksenli bir şerh olmasına rağmen dönemine dair bir çok izler ve özellikler taşıyor. Felsefeden ekonomiye edebiyattan devlet yönetimine kadar bir çok görüş ile bezenmiş. Yeri gelmiş Makbeth`ten alıntı yapmış. Yeri gelmiş, Aristo, Sokrat, Eflatun`dan. Bu eseri önce latinize çalışması daha sonra sadeleştirme çalışması nasip oldu. İki cilt hâlinde İz Yayıncılık`tan çıktı. Çok ilgi gördü. Sadece Haber 7 televizyonundan değil hemen bütün kanallardan davet aldı. Katılabildiklerimizde kitabı ve Hazreti Mevlân`yı dilimizin döndüğü kadar anlatma imkanı hasıl oldu. Şu anda da kitaba orijinal metnin cd ortamında ilavesi eğer olabilirse sesli sunumu gibi çalışmalar devam ediyor.

{http://www.iz.com.tr/cgi-bin/index.pl?mod=shop;op=view_id;id=529 }

SİNAN: Geçtiğimiz günlerde Hz. Mevlân`yı anlattığınız `Yolcu` adlı tiyatro eseriniz çok büyük ilgi ve beğeniye mazhar oldu. Yazılış amacı neydi? Bu eserinizden bahseder misiniz?

KARAÇORLU: Mevlânâ, bütün dünyanın ortak kültür mirasıdır. Aşk, sevgi, hoşgörü eksenindeki felsefesini, şiirin büyülü dilini kullanarak basit öykülerin içine saklamış, onları simgesel kavramlarla aktarmıştı. Sekiz yüz yıl boyunca Mevlân`nın nefesini hissetti insanlar. Başta müzik olmak üzere sanatın ve estetiğin tüm boyutlarını derinden etkiledi. İç dünyasını sadece Freudizan yöntemlerle çözümlemeye çalışan modern çağın biz insanlarına kafasını çarptığı her kalın duvarın ötesindeki dinginliğin izlerini ve işaretlerini gösterir Mevlâna. Onun dizelerinde her simgede varoluşsal bir gönderme, her sözcükte biçimin ötesinde kalan anlama bir çağrı vardır. Epistomolijik yaklaşımlarında, duyulara, akla dair acıklı yanılgıların, gülünç duruma düşüşlerin çarpıcı örneklerini buluruz. Gönül penceresinden evreni seyretmeye davet eder Mevlânâ. Renklerin, biçimlerin, çatışmaların olmadığı, sözcükler üzerinden çıkan kavgaların olmadığı, her şeyin aşk olduğu boyuta yükselmeyi önerir. Buraya varış aslında bir yükseliştir. Bu yükseliş öncelikle bulunduğun yerden başlaması gereken bir yolculuktur. Her insanın kendi içinde yapacağı bir kendini arayış serüvenidir bir bakıma yolculuk. İnsanın kendi içinde başlayan, aşkı buluncaya kadar değil aşk oluncaya kadar süre giden bir arayışın serüveni. Renklerden, biçimlerden yani somuttan başlayan, dış evrenden iç evrene yansıyan sonra içte soyutlaşarak bir üst katmana sıçrayan o sıçrayışı bir şekilde dışa dönük eyleme dönüştüren bir döngüdür anlatılan. Bir bakıma insana insanı anlatma çabası.

Mesnevînin her öyküsü, Mevlâna`nın `bir ayağı merkezde diğeriyle yetmiş iki âlemi dolaşan pergel` metaforu ile örtüşür. Eksen tema aşktır, pergelin diğer ayağı ile tutîler, padişahlar, cariyeler, aslanlar, tavşanlar ve diğerleri arasında dolaşır durur. Sema da böyle bir dönüşün bir başka simgesel anlatımıdır.

Bütün bunlar tiyatronun kendi estetik dinamikleri ile anlatılmaya değerdi. Yolculuk buradan başladı. Yolcu buradan doğdu. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Nejat Birecik`in başkanlığını yaptığı yönetim kurulu repertuara aldı. Ali Düşenkalkar yönetti. Oyunda, küçük yaşta çocuklardan tiyatro sanatçılığı ve kariyeri ülke çapında bilinen oyunculara kadar kırk kişilik bir kadro görev aldı. Dramaturg Dilek Tekintaş, Kostüm ve dekoru Funda Çebi ve Tayfun Çebi, müzik Murat Gedikli tarafından gerçekleştirildi. Estetik segmenti oldukça yüksek bir eser ortaya çıktı. Gördüğü ilgi ve beğeni geri dönüşü ise beklentimizin çok üzerinde. Oyun sezon sonuna kadar gösterimde. {www.kocaeli.bel.tr}

SİNAN: Efendim, sizin başında bulunduğunuz `Ahenk` adında bir dergiyi sanal ortamda da olsa yaşatmaya çalıyorsunuz. `Ahenk` nasıl ortaya çıktı Hocam? Bu serüvenden biraz bahseder misiniz?

KARAÇORLU: Dergi çıkarmak veya bir dergi çıkarmak üzere bir araya gelmek çok farklı bir süreç. Öncelikle okuyucu olması beklenenlerden gelen bir talep değil. Belki bu ifadeyi bir adım daha geriye götürmek de mümkün. Yazmaya başlamanın da sebebi böyle bir talep değil. Ahenk Kocaeli`de bir ekol veya bir okul misyonu üstlendi. 1998 yılında yayın hayatına başladı. 1999 yılındaki o büyük deprem felaketine kadar sürdürebildi. İlk sekiz sayısından sonra internet üzerinden yayın hayatına devam etti. Ahenk`le yola çıkan arkadaşlarımızın hemen hepsi bu süre içinde kitap veya kitaplar yayınladılar. Fikir, düşünce, sanat hayatımıza katkıda bulunma noktasına ulaştılar. Ahenk de yoluna devam etti. {www.ahenkdergisi.com}

SİNAN: Anadolu`da dergicilik yapmanın pek çok zorlukları var. Bu konuda ne gibi zorlukları yaşıyorsunuz Hocam? Maddi ve manevi bir çok alanda koşturmak zorunda kalıyorsunuz. Ahenk Dergisinin sanal ortamdan çıkıp matbaanın kokusuyla evlerimize gelme gibi bir hedefi var mı?

KARAÇORLU: Bence Anadolu ve İstanbul ayrımı yapmak veya aralarına kalın çizgiler koyarak değerlendirmek artık eski yıllarda olduğu kadar söz konusu değil. Bu İstanbul`u veya Ankara`yı da ilave edebilirsiniz sanat ve kültür merkezlerini tahfif değil. Anadolu`nun geçmiş yıllarda olduğu gibi tahfif edilmemesi gerekliğine vurgudur. Anadolu, şair, yazar, hikâyeci, sanat ve kültür adamı kaynıyor. Elazığ`dan Antakya`ya, Kayseri`den Balıkesir`e, Sapanca`ya kadar bir çok şehrimiz edebiyatıyla edebiyatçılarıyla ön plana çıkmış, onlarla tanınır hâle gelmiştir. Elbette işin zorlukları da ayrıca bahse değer. Dergi çıkarma veya yayınlama görevi üstlenen insanların karşılaşabilecekleri en büyük zorluk sanatsal üretimin olmamasıdır. Eğer yazan, söyleyen, üreten varsa dergi de var olur. Yoksa her türlü imkan ayaklarınızın altına serilse bile yapılacak bir şey yoktur. Ahenk Dergisi önümüzdeki günlerde onuncu yılını kutlayacak. Bu kutlama vesilesi ile aramıza yeni katılacak arkadaşlar olacağını umuyorum.

SİNAN: Hocam, siz Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanısınız. Kocaeli`nin Kültür-Sanat nabzını tutan bir sanat adamı olarak, İzmit`te ne gibi eksikler görüyorsunuz? İzmit kültür sanat anlamında hak ettiği yerde duruyor mu?

KARAÇORLU: İzmit aslında kültür ve sanat potansiyeli fiziksel hacminin çok üzerinde bir şehir. Şehirde yaşayan o kadar çok sanat adamı var ki her yeni duyduğunuz isimde nasıl olur da şu ana kadar duymamışım diyerek hayret edersiniz. Ancak dağınıklık, iletişimsizlik, kopukluk, her bireyin kendine küçük bir alan açıp orada mutlu yaşama alışkanlığı bu potansiyeli organize edip daha büyük bir güç, çarpan etkisi katlanmış bir oluşum haline getirmenize engel. Şehrin mimari yapısına benzer bir sosyal kimlik var sanki. Ben Kocaeli`ni en iyi bilenlerden biri olduğum inancındayım. Buna rağmen bir sokaktan diğerine geçtiğinizde bile sanki hiç görmediğiniz yeni bir şehre gelmişçesine farklı değişik diğerine benzemez şeyler buluyor şaşırıyorsunuz. Biraz da şehrin İstanbul`a yakınlığı da sanatsal anlamda bu dağınıklığa sebep teşkil edebiliyor olabilir. İzmit kültür sanat alanında hak ettiği yerde durmuyor şeklinde bir yargıya varmak yanlış olmaz.

SİNAN: Kocaeli Büyükşehir Belediyesi olarak `Komek` adlı bir projeniz var ki şehirde ilgi ve dikkatle takip ediliyor? Komek`i okuyucularımız için açar mısınız? Açılımı nedir bu projenin?

KARAÇORLU: KOMEK, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Meslek Ve Sanat Eğitimi Kursları`nın kısaltılmış şekli. KOMEK model olacak, önümüzdeki yıllarda eğitimle ilgili her tartışmada bir yer işgal edecek kadar önemli bir proje. Örgütlenmesi modeldir, branşlarındaki çeşitlilik örnektir. Esnek yapısı, otomasyon üzerinden kırka yaklaşan ve kentimizin en uzak köşelerine kadar yayılmış kurs merkezlerinin yönetilmesi eğitim yönetimi açısından bir ilktir. Üretkenliği son derece kayda değer bir çizgidedir. Meselâ, yayın organı Pazartesi gazetesi, sadece baskı işi dışarıda yapılan ilginç bir o kadar da kayda değer bir üretimidir. KOMEK kursiyerleri tarafından haberleştirilmiş, fotoğraflanmış, yazıya dökülmüş, dijital ortama aktarılmış materyaller, yine KOMEK öğretmenleri ve çalışanları tarafından editörlük işleminden geçiriliyor, yine KOMEK de QUARK, İNDESİGN, FOTOSHOP, COREL ve benzeri programların eğitimi gören kursiyerlerin eğitim uygulaması olarak dizgi, mizanpaj işlemleri yapılıyor, haftalık, tabloid boyda, 24 sayfa, 4 renkli, birinci hamura baskılı, on bin tirajlı haftalık bir gazeteyi kendi içinde üreten ve yine kendi içinde dağıtan bir sistem. Sertifika alan kursiyerlerimizin istihdamı için çaba harcıyoruz. Web sayfamızda mezunlarımızla ilgili bilgileri yayınlıyoruz. {www.komek.org} İhtiyacı olan sanayici veya kuruluşlarla buluşturuyoruz. Ancak, KOMEK`in temel işlevi bu değil. Bu sadece bir yan çıktıdır. KOMEK, üç temel ayağa oturuyor, el becerisi ve boş zamanlarını değerlendirecek eğitim alanları, takı, tasarım, kumaş, boyama, mefruşat, ahşap boyama ve benzeri branşlar bu kategoridedir. İstihdama yönelik kurslar. Doğalgaz kaynakçılığı, gazaltı kaynakçılığı, tekstil, web tasarımı, bilgisayar işletmenliği, muhasebe ve benzeri kurslar. Ayrıca sanatsal ve kültürel kurslar da var. Diksiyon, tiyatro, resim, bağlama, gitar, ud, hat, tezhib, ebru gibi kurslarımız.

KOMEK e eğitim almaya gelen insanlar; hiç eğitim alma imkan bulamamış olanlar eğitim imkanı buluyor. Okuma yazma kursları, bilgisayar işletmenliği ve benzeri kurslar. Eğitimli olsa da yeni bir alan yeni bir uzmanlık ile kendilerini geliştirebiliyorlar. El becerileri, bilgisayar, sanatsal ve kültürel kurslar.

Yetişkinlik yaşlarına rağmen ortaya çıkarma imkanı bulamadıkları yeteneklerini geliştirme ve üretime döndürme imkanı buluyorlar. Resim, ebru, müzik, tiyatro kursları.

İçe dönük, kapalı ortamlarda bulunmak zorunda olan, ev hanımları gibi toplumun önemli bir kesimi kurs merkezlerimizde sosyal çevre buluyorlar. Arkadaş grupları oluşuyor, geziler, sergiler ve benzeri sosyal faaliyetler içinde kendilerini ifade edebiliyorlar.

Yüksek öğrenim öğrencileri aldıkları eğitime paralel uygulama alanları, kendilerini pratik yönden geliştirecek imkanlar buluyor. Bilgisayar, İngilizce, Arapça, Osmanlıca, Rusça, Japonca gibi dil kurslarımız öğrencilerimiz tarafından yoğun ilgi görüyor. Tekstil dallarında staj ve uygulama alanı sunacak imkanlarımızdan yararlanıyorlar.

Gelin adayları yüzlerce genç kızımız, mefruşat, kumaş boyama, takı tasarım, ahşap boyama, modelistlik, stilistlik ve benzeri branşlarımızda aldıkları eğitimle kendi çeyizlerini çok düşük maliyetlerle yine kendileri üretiyor. Toplumun atıl durumda kalan enerjisi, potansiyel üretim gücü açığa çıkıyor.

Bayanlar için, cilt bakımı, kuaförlük, aerobik, step dans gibi branşlarda aldıkları eğitimle kendilerini geliştiriyor, gerçekleştiriyorlar. Bu enerji onların aile hayatına, birebir ilişkilerine olumlu gelişmeler olarak yansıyor. Toplumun huzur ve güvenine katkılar sağlıyoruz.

Düzenlediğimiz seminer çalışmaları ile, anne çocuk bakımı, hijyen, koruyucu hekimlik, kişisel gelişim, ilk yardım, Atatürkçülük ve vatandaşlık bilinci gibi konular seçilerek yine toplumsal gelişmeye olumlu katkılar sağlıyoruz.

Çanakkale Şehitlerinden, Cumhuriyet Bayramına, 23 Nisan Çocuk bayramından 28 Haziran İzmit Kurtuluş Gününe, Anneler Gününden Kadın Hakları Gününe kadar hemen bütün önemli gün ve haftaları kutluyor, ağaç dikme bayramlarında hatıra ormanı oluşturuyor, kendi kurs merkezlerimiz arasında futbol, satranç, masa tenisi gibi branşlarda spor karşılaşmaları, çeşitli yarışmalar düzenliyoruz.

Bütün bu özellikleriyle KOMEK bir yönüyle önemli bir eğitim projesi, bir başka yönüyle sosyal yönü ağır basan bir proje bir başka yönüyle de toplumun her kesiminden dört yılda yaklaşık seksen bin insanı aile ortamında buluşturan, kültürel ve geleneksel farklılıkların çatışma değil tanışma, uzlaşma ve üretme imkanı sunduğunu ortaya koyan bir toplumsal barış, hoşgörü ve uzlaşı projesidir.

SİNAN: M. Sait Karaçorlu kimleri okur? Kendini bulduğu, pınarlarından testisini doldurduğu bir şair, bir yazar... Kimlerden etkilendiniz, kendinizi kimlere daha yakın hissediyorsunuz?

KARAÇORLU: `O beyanı öğretti` ebedi hükmünü anlama çabası içinde düşünecek olursak, eskiden buna `teemmül` derlermiş, `tefekkür`den bir adım önceki eylem, insanların iç dünyalarında oluşan soyut bir varlık sayılması gereken duygularını, düşüncelerini, yargılarını beyan edebilmeleri, gerçekten mucizevî bir şey. Her yönüyle olağanüstü. Bu beyanı yazıya dökebilmek ise nesilden nesile, elden ele, bir zamandan diğerine aktaran, o soyut varlığı somuta dönüştüren bir başka olağanüstülük. Bu olağanüstülük içinde bir ayırıma gitmek, şunu okurum bunu okumam demek, şu öncelikle okunması gerekir bunu okumasınız da olur demek çok doğru gibi gelmiyor. Kim olursa olsun, ne için olursa olsun, hangi usûl ve üslup içinde olursa olsun biri bir beyanda bulunmuş ise muhatap alınana durup dinlemek, kulak vermek düşer. Muhatap alınmak bir değer verilmeyi ifade eder. Değer verilmenin cevabı değer vermek olmalıdır. Bu kurgu içinde meseleye bakınca merhum Cemil Meriç`in benim sık tekrar ettiğim cümlesi vuzuh kazanmış olur. `Kıymet bilinmeyen toplumlarda kıymetliler yetişmez, kıymetlilerin yetişmediği toplumlar kıymetli olmaz.` diyor Cemil Meriç. Hazreti Mevlânâ Mesnevi`ye `Dinle` diye başlamış. Dinlemek, kulak vermek bir diğer şekliyle okumak olmadan, sizin hoş ifadenizle testi dolmadan su sunmaya çalışmamak gerekir. Üstat Necip Fazıl da `şiiri kuyruğuna basınca feryat eden hayvancıkların mesabesine` düşürmekten bahseder. Yine kanımca önemli bulduğum romancılarımızdan Şerif Benekçi, `Ben dünya klasiklerinin hemen hepsini okudum, Tolstoy`dan Dostyavisky`den, Stendhal`dan onlarca ayet-i kerime meali buldum, gösterebilirim` diyordu. Bu ve benzeri parçaları bütünleştirecek olursak, yazmanın öyle ilham perisinin gelip de elinden tutup kağıda döküverdiği bir şey olmadığı sonucuna ulaşırız. Tarık Buğra`nın `ilham perisi ücretini verirseniz gelir` gibisinden bir cümlesini hatırlıyorum. Galiba mesele şöyle; vasatın altında kalanlar, vasatlar, vasatın üstündekiler gibi bir kategorinin farkında olarak işe başlamak sonra durmadan aralıksız tırmanmaya devam etmek. Nasibin nereye kadarsa oraya kadar gitmek. Belki biraz hacca giden karıncayla benzeşmek. Belki biraz Hazret-i İbrahim`in atılacağı ateşe ağzıyla su taşıyan karınca olmak.

SİNAN: Gelecekteki hedefleriniz varsa çalışmalarınız hakkında da biraz bahsedelim isterseniz? Şu an heybede ne var diye sorsak bize neler söylerdiniz?

KARAÇORLU: Sizin değindiğiniz konu, Ahenk Dergisinin, ayrıca Coşkun Yüksel imzası ile yayınlanmış hikâyelerden oluşan üç, Atilla Gagavuz imzası ile yayınlanmış denemelerden oluşan iki, araştırma inceleme alanında hazır iki kitabın basımı. Allah ecelden aman verir ve nasip ederse, ön çalışmaları yapılan ama bir türlü bitirilemeyen iki çalışmanın da tamamlanması.

SİNAN: www.sanatalemi.net sitesi hakkındaki düşüncelerinizi bilmek isteriz? Sitemizi takip ediyor musunuz?

KARAÇORLU: Sanat Alemi sitesi ile yakın zamanda tanıştım. Muhtevası çok geniş, yazanlar önemli insanlar. Çok geniş bir yelpazeye oturmuş. Eleştireceğim tek nokta olabilir. Onun da haksız bir eleştiri olduğunu bile bile söyleyeyim, fazla reklam olması. Bunu söylediğim anda paradoks başlayacak elbette. Edebiyatın paranın kiriyle kirlenip kirlenmemesine, sanatın sadece tokların oynayabileceği bir oyun olup olmadığına uzanacak. Kurucularını, yöneticilerini, emek verip yaşatanları ve de işin olmazsa olmazı okuyucularını tebrik ediyor, devamını diliyorum.

SİNAN: Son olarak bizlere neler söylemek isterseniz?

KARAÇORLU: Lütfettiniz, değer verdiniz, misafir ettiniz teşekkür ederim. Sanat Alemi okuyucularına hayırlar dilerim. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

MEHMET SAİT KARAÇORLU`NUN BİYOGRAFİSİ

1953 doğumlu olan, M. Sait Karaçorlu, ilk , orta ve lise öğreniminin ardından Erzurum Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Kelam ve İslam Felsefesi Bölümü´nü, İlk İslam Filozoflarından El - Kindi (Tercüme) adlı tezi ile bitirdi. 1981-1986 yıllarında İzmit İmam Hatip Lisesi Müdür Yardımcılığı, 1986-1991 yıllarında İzmit Uzuntarla A. Güneri İlköğretim Okulu Müdürlüğü, 1991-1996 yıllarında İzmit Seka İlköğretim Okulu Müdürlüğü, 1996-2002 yıllarında ise İzmit Mehmetçik İlköğretim Okulu`nda öğretmenlik, 2004 yılından itibaren Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı görevini sürdürmektedir.

M. Sait Karaçorlu´nun; Abidin Paşa Mesnevi Şerh Ve Tercümesi (1-6 Cilt) adlı eseri İz Yayıncılık`tan yayınlanmıştır. `Yolcu` adlı tiyatro eseri, 2007 sezonunda sahnelenmiştir. `Gözleri Açılan Adam` 15.yüzyıl `Kız Mevlidi` adlı eserin sadeleştirmesi basılı eserlerindendir. Ahenk Dergisi´nde yazarlık -editörlük yapan Karaçorlu`nun, Coşkun Yüksel imzası ile hikâyeleri, Atilla Gagavuz İmzası günlük yazıları ve denemeleri yayınlanmaktadır. Mehmet Harputlu imzası ile muhtelif araştırma makaleleri yayınlanmıştır. Orta derecede Arapça, Farsça ve İngilizce bilmektedir.

Kaynak: http://www.tumgazeteler.com/?a=3874178

Yorum ekle

Her Seferinde Aşağıdaki Bilgileri Doldurmak İstemiyorsanız Sitemize Üye Olarak Direk Yorum Yapabilirsiz.


Güvenlik kodu
Yenile